Gladyatör filmini izleyenler hatırlar,

Bir senato üyesi Sezar’a deniz dibinde yaşayan bir balık türünden bahsederek,

“ Düşmanına gözükmez, hızlı ve küçük saldırılarla her seferinde düşmanından küçük bir parça koparır. Bir müddet sonra düşman halsiz yorgun ve zayıf kalır işte o zaman düşmanının üzerine atılır ve onu yok eder” Der

Bizim hayatımızdaki korkularda aynen böyledir. Korkular diyorum çünkü hayatımız korku endeksli olmuş, Bu güne değin yaptığımız seanslarda olsun, kendimize göre yaptığımız incelemelerde olsun ulaştığımız sonucu ilginç bulduğum için paylaşmak istedim..

Sorsak neden korkuyorsun diye alacağımız cevap “ Allahtan gayri bir şeyden korkmam” veya varsa “ Köpekten, yılandan v.s “ korkular sıralanır oysa bu korku fiziki olarak karşılaştığımız durum karşısında verdiğimiz tepkileri içerir oysa bizi aynı balığın düşmanına saldırıda kullandığı yöntem gibi bizi içten içe yıkan ve yıpratan, bir çok hastalığın ana sebebi olan, ruhsal ve duygusal korkularımızın farkında değiliz.

Öyle ki sevgimiz bile bu korkularla beslenir olmuş.. Nemi bunlar..

Yetişememe korkusu, geç kalma korkusu, aç kalma korkusu, işten çıkarılma korkusu, annem babam kızar korkusu, kaybetme korkusu, kazanamama korkusu, değersizleşme, saygın olamama, sevilmeme, yalnız kalma… v.s bu liste daha da uzar.

Örnek mi bir anne düşünün ki çocuğunu çok sever, başına bir şey gelmesinden korkar ve endişe duyar, her yaş düzeyinde bu korkulara yenileri eklenir. Korku büyür, büyüdükçe sevgi de o oranda büyür hatta takıntı haline gelir. Aslında bu sevgiyi büyüten şey annenin içinde yaşattığı korkulardır. Bir başka örnek Bir iş adamı düşünelim, Yıllarca emek vermiş işini büyütmüş bu büyütme esnasında, İşi büyütememek, ödemesini zamanında yapamamak, yeterli sermaye toplayamamak v.s gibi korku ve endişeler le işini taşıdığı düzeye kadar onlarca korku üretmiş ve kendince tedbir almıştır. Şimdi işi büyümüş ancak şimdide, İflas etme, iyi yatırım yapamama, karlılığın azalması, kriz vs. korkuları eklenmekte ve yapılan her işlemi aslında korkuya dayalı bir hal almakta, Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak amacımız korkunun hayatımızdan götürdükleri ve bize zararını dile getirmek..

Farkına varmadan besleyip hep daha da büyüttüğümüz korkuların türüne göre beden strese girer ve bu stres türüne göre ve stres aralıklarına göre bir takım enerji noktaları ve enerji kanallarına baskı oluşturmak sureti ile blokajlara sebep olur. Ayrıca beden bu stresi atmak için her seferinde daha da artan bir bir enerji kullanmak zorunda kalmaktadır… Bir taraftan beslediğimiz korkularla düşen enerji diyer taraftan hızla artan enerji ihtiyacı, bedende dengenin bozulmasına ve ciddi rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Yani denizin dibinde kamufle olan balık misali, küçük saldırılarla kopardığı küçücük parçalar başlangıçta kendini fark ettirmese de, canımızı yakmasa da. Bir süre sonra çok büyük travma ve tahribatlara sebep olmaktadır.

Tahribat ve travmalarla birlikte kişinin yaşam kalitesine olumsuz etkileri de maalesef cabası. Çünkü sınıfta kalırım korkusu ile ders çalışan bir öğrencinin başarısı ile başarmayı ve derce yapmayı hedefleyerek ders çalışan bir öğrencinin başarı düzeyleri bir olmadığı gibi ileri ki yaşantılarındaki yaşam kaliteleri de bir olmamaktadır. Sevgimizi bile korkularımız besliyor dedik ya, Sevdiğini kaybetme korkusuyla hareket eden biriyle, sevdiği ile yaşayacağı hayatı kurmak için hareket eden birinin yaşam kalitesi nin farklı olduğunu söylemeye sanırım gerek yok.

Aslında başarının da, başarısızlığın da sebebi korku olduğu gibi sağlığımızı da ciddi olarak tehlikeye sokan sebep yine korku.

Korkmadan yaşanır mı? Belki korku hayatımızın bir parçası ancak korkunun bizi kontrol etmesine, Korkunun motivasyon unsuru haline gelmesine, sağlığımız bile tehdit edecek boyutlara ulaşmasına engel olabiliriz..

Korkularımızı fark etmeliyiz,

Korkuyla hareket etmek yerine tedbir almalıyız. Ancak tedbiri alırken korku tabanlı olmamasına dikkat etmeliyiz.

Korkuyor olmaktan ve bunu ifade etmekten korkmamalıyız.

Hedeflerimizin korkuya dayalı olmamasına dikkat etmeliyiz.

Korkuyu bir motivasyon unsuru yapmak yerine, sevgi tabanlı olmaya gayret etmeliyiz.

Hiçbir şey sonsuza kadar var olmayacak, bunu hepimiz biliriz ancak kendimizi buna hazırlamayız. Kendimizi ve çevremizdeki her şeyin bir gün kayıp gideceğini bilerek yaşamalı ve hayatın bir parçası haline getirmeliyiz..

Düşündüğümüz şeyi çekeriz diyoruz, düşünce nin gücü diyoruz, evrenin çekim gücü diyoruz, vs. kimse iflas etmeyi, mutsuz olmayı, kaybetmeyi hayal etmez, ancak kaybetme korkusu ile seversek, mutsuz olmak korkusuyla yaşarsak, İflas korkusuyla iş yaparsak, başarısızlık korkusu ile çalışırsak, acaba bunu istemiş olmaz mıyız.. Bunu kendimiz çekmiş olmaz mıyız.

Kaybetme korkusu ile hazırlanan plan aslında kaybetmeyi planlamaktır.

Kazanamasam korkusu aslında kaybetmenin önceki görüntüsüdür.

Düşerim korkusu, düşmeye hazırlanmaktır.

Yetişemezsem korkusu, yetişememenin habercisidir. Daha bir sürü şey sayabiliriz..

O halde korku ile yaşamak, yada korkusuz yaşamak, Korkunun hayatımızı kontrol etmesine razı olmak yada hayatımızın kontrolünü kendi elimize almak. Seçim sizin..

Unutmamak gerekir ki hayatı biz nasıl istiyorsak öyle yaşıyoruz..

SADECE FARKINDA DEYİLİZ..

Vedat ÇELİK